23 Ekim 2014 Perşembe


'GİBİ' ÜZERİNE BİR DİYALOG


Hiçbir şeyi kül bir onay almak için yapamazdın.

A: Yargılar, beğeniler çoğunlukla 'moda' olduğundan sporla ürer gibi hızla etrafımızı kuşatır, bizi birer birer kundağa alırdı. Yaratılmış bedenleri ve kurgulanmış yaşamları çoğumuz anlamlı ve kendine has bir yaşama tercih eder ve kızıl duvarın içindeki siyah taş olarak kızıl bir taş olabilmek için tepeden tırnağa her şeyimizi feda eder eni sonu 'gibi' olurduk. Gibi diyorum; çünkü sen hala o siyah taşsın, kabın değişti, için çürüdü ama tüm bu aşamalarda içinde hep aynı ses düşündü. Kendini en iyi sen biliyorsun  ve ne olduğunu ne olmadığını bilerek hep bir yoksunlukla fazla evhamlı ve tatminsiz olacaksın. 

B:Bunlar senin gördüklerin. Açıkçası ben bu dünyada olduğum gibi davranırsam soluk alamam. Bu beni korkutuyor, daha da vahimi tiksindiriyor. Böyle kendim kalmakla savaşamam, anlamıyor musun? Değişmek ve benzemek beni güvende tutuyor ve sosyalleştiriyor. Gibi görüneyim yeter, ötesi berisi umrumda değil.

A:Sahiden çürüyorsun.

B:Tam aksine parıldıyorum. Ve yaşamaktan kıvanç duyuyorum.

A:Neden bu kadar tatminsiz ve çekingensin öyleyse? Kabını zorluyor, kanatıyor, ille de 'gibi' görünmek uğruna her şeyi yapıyor ve doğrusu başarıyorsun da. Yine de kanıyorsun! Bunun nesi sana kıvanç veriyor? Tüm yaşama gayen bir çerçeve çizmekten ibaret. Aklın, algıların ve bedeninle evrende teksin ve son bulacaksın. Bir daha hiçbir şey ve hiç kimse sen olmayacak. Ve sen bu kadar değerli olan varlığını bomboş bir düşünceye adadın.

A:Dediğin gibi be benim varlığım ve benim tekliğim. Bir seçim yapıyor ve buna göre yaşıyorum. Mutlak bir doğru olmadığı gibi, tek bir gerçek de yok. Hiçbirimiz bir diğerimizin tercihlerini tartacak şaşmaz, değişmez bir tartıya sahip değiliz. Yüksek perdeden konuşmayı bırak da işime döneyim.

B:Korkunç! Nasıl bu kadar benimseyebildin kendini yadsımayı ve yok etmeyi? Hepiniz tek bir vücut ve tek bir akılda yaşar gibisiniz?

A:Sen mi farklısın?

B:Bununla kibirli olduğumu mu iddia ediyorsun? Kibirle ilgisi yok. Sadece ardınızdan üzülüyor ve bunca boşa harcanmış yaşamı gördükçe yaşama verdiğim değeri sınıyorum.
 
A: Bunları benim huzurumu kaçırarak mı yapman gerekiyor?




     Sen sustukça içinde büyümez sözcükler. Bir yolu hal tarifi hal çaresi yok. Susmanın da haykırmanın da en olmaz yerinde baş gösterir, başını ağırtır. Gitsen gidilmez, kalmaya mecal bırakmaz. Yaşamayı öğrenmek zorundasın onunla, yok, başka yolun yok senin.

Bu senin kundağın olsun, dedi. Sonra hayretle izledim yüzünü. Kundak mı dedin sahi?




Uzağa gitmedi. Uzak ürkütürdü, biliyorsun. Ayağını bastığı yere çakılı kaldı. Aklıyla bedenini tüm ağırlığıyla kendine sabitleyen noktasından yer çekimine  teslim olurdu. Uzağa gitmedi dedim, bir yere gitmişti de  o yer  mi yakındı? Hep yakınırdı. Hala yakınıyor. Hiçbir şeyden tam anlamıyla memnun olmadı. Kalmayı da benimsemedi gitmeyi de. Her ikisinin de kendince sakıncaları vardı. Bir an için gitmeyi düşündü, uzaklığı ve olduğu yerden kopuşu buydu, sonra bir titreme aldı onu. Avuçları terledi, başını salladı. Gidemem! Gidemedi.