19 Eylül 2016 Pazartesi



    Birbirinin tekrarıdır her sevgili. Birinde kaybettiğini ötekinde bulmazsın. Ve her aşk bir tekerlemedir, tekdüze ritmiyle  dudaklarına tebessümler bırakan... 

17 Eylül 2016 Cumartesi



   Sesi katı rüzgar yüzüyor ince yeşil dallarını. Çıplaklık düşüyor resminin önüne, sensin büsbütün, ne isen. Sade zehir tadı var damağında zorla örtüsü alınmışlığının.

  Böyledir güz, incitir yüzünü.

16 Eylül 2016 Cuma



    İçimizdeki sevgisizlikti bizi birbimize bağlayan. İşte böyle söyledi ve yakasını kaldırarak yağmura karıştı. Kapanmaya yüz tutmuş kapının eşiğinde, görüntüsü silikleşen ona olduğum kadar kendime de yabancıydım. 
  Yağmur damlaları, çatıdan peşpeşe atlayarak merdivene çarpıyor, kıyıda bileniyor, ardından gelenlerle çoğul ve yumuşak akıyordu. Yukardaki katı karanlığa baktım. Doygun bir bulutta sırasını bekleyen telaşlı ve öngörüsüz bir damlaydı sesim. Kendini yer çekiminin ardına dek açık, iştahlı ve doyumsuz ağzına bırakacak; upuzun yolu kısacık zamanda alarak yeri bulacak, dağılacak ve diğerlerine karışacaktı.

  

8 Eylül 2016 Perşembe




    Aramızda Dicle, lirik. Çamurlu akıyor biraz, bahardan; yine de gözlerinin yeşili sönmemiş. Daracık yolların, suya inen merdivenlerin, kalbine açılan oyuklar... Seni izlediğim teped ben ve on altılık çaycı çocuktan başka kimse yok. Solumdaki  yoldan kamyon geçiyor tek tük. Aşağı sarkıtıyorum bakışlarımı. Taze çıkmış çimenlere bağdaş kurmuş bir adam, kırklarında. Kır saçlı. Yüzünü Dicle'ye dönmüş. Bir süre bağdaşını bozmadan suyu izliyor. Sonra ayağa kalkıyor. Su insanın kabesi olur mu? Ya da tarih? Suya ve sana kıyam, rüku, secde... Adam namazını bitirince tekrar kuruyor bağdaşını. Beyaz gömleğinin kollarını sıvıyor. Ellerini çimenlerde gezdiriyor. Sonra sohbete koyuluyorsunuz. Özgü bir dil yaratmışsınız. Başkalarının anlamayacağından emin, yüksek sesle, coşkuyla konuşuyorsunuz. Sözcükleri seçmeye, anlamaya çalışmadan dinliyorum sizi.  Taburenin üstünde uzak, yabancı, öteki... 














    Sırtınız gövdesindeyken çınarın, bir ağızdan tüm yapraklar dökülüveriyor üstünüze. İnliyor sonra gök, hırpani, var gücüyle kırbaçlıyor yeryüzünü. Ne zaman kaçmaya yeltenseniz bir ağaç daha dökülüyor gökle birlikte kalbinize. Durup ıslak ve yorgun, yağmuru izliyorsunuz.

    İmge cehennemi rüyalardan doğrulup olanca gücümle, güne bir selam verdim. Her zamanki gibiydi her şey. Bir bardak su içerken, giyinirken, kapıyı kapatırken, dışardaki gürültünün içinden geçip giderken... 

    Ağır adımlarla gölden şehre yürüyor eylül serinliği. Gün ışığı yumurta sarısından dumanlı soluk sarıya döndü. Bir yüzüm İstanbul. Bir yüzüm... 

   

6 Eylül 2016 Salı


    Öyle nehirlere bırakmamalı kendini. Su insanı her zaman doğru yere götürmez.